SON GÜL

Abone Ol

     Ben sevdiklerime "gül" derim. Evimdeki adlar hep gü ile başlar. Hele kızlarım, hele kızlarım. 

     Sen de kızım sayılırsın Selda. Selda Bağcan duruşlum. Seni hiç unutur muyum? Öğrencilerim aileden sayılırlar. Sen de ailedensin. Sevgi kolyeme dizilisiniz. 

     Söz verdim sana, çiçekle geleceğim, dedim. Dün, hastane dönüşü, öğretmenlik yaptığın okulun çevresinden geçtim. Duvarın üstünden bahçeye baktım. Öğrencilerin teneffüsteydiler. Çantamda sana götüreceğim kitap da vardı. 

     Olmadı.

      İçeri giremedim. Çünkü elimde çiçek yoktu. Bakındım, çevrede çiçek de çiçekçi de göremedim. Söz vermiştim, çiçeksiz gelemezdim. 

     Ha! Bir de üst damağımda diş yoktu.  Doktor ölçü almıştı kırılan yapay dişler için. Damak, haftaya, salı günü, takılacaktı. Karşına dişsiz mişsiz çıkamazdım altmış beş yaş özürüne sığınıp. Gerçi maske kusuru örterdi de! Neyse... 

     Okulun çevresinden ayrıldım. Aklıma çiçek takıldı. Yol üstündeki bahçelere baka baka yürüdüm. Sana götürmeye yaraşır çiçek karşıma çıkmadı. Bahçeler sararıp solmaya başlamıştı. Renkli düşüşler rüzgârın dansındaydı. 

     Değişimin düşüne daldım, yürüdüm. 

     Evimin altındaki küçücük bahçe duvarının üstünden bakıyordu sana yaraşır güzellikteki çiçek. Aslında onu bir süreden beri görüyordum. Şimdi gönlüm kıpırdadı. A! O da beni süzüyordu. 

     Kasım ortasında, dikenli dalların arasında, kıpkırmızı bir gül! Üstelik son gül! 

     Yaklaştım, elledim, kokladım. Kıyamadım, koparamadım senin için de olsa. Kusura bakma!

     İkinci Selda döküldü gönlüme. Güle baktım, şarkıyı dinledim düşümde:

     "Karanlık bir gece yol görünmüyor
      Yürüyorum dikenlerin üstünde
      Kara çalı bana aman vermiyor
      Yürüyorum dikenlerin üstünde yaralıyam
      Üstünde yaralıyam
      Üstünde yaralıyam
      Üstünde

     Yürüyorum dikenlerin üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde

     Güneş erken doğup şafak sökmüyor
     Gökteki bulutu söküp atmıyor
     Ay karardı bize ışık tutmuyor
     Yürüyorum dikenlerin üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde

     Yürüyorum dikenlerin üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde

     Sonlanmadı menzil ile durağım
     Belki çok yakınım belki ırağım
     Yaralandı parça parça ayağım
     Yürüyorum dikenlerin üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde

     Yürüyorum dikenlerin üstünde yaralıyam
     Üstünde yaralıyam
     Üstünde"

     O son gülü koparamadım Selda. Elimi uzatıp uzatıp geri çektim. Sen de istemezdin zaten koparmamı. Yolun kıyısına ne de yakışmıştı bir görsen. Orada dursun. Gelen geçen baksın kışa giderken. Ben sana fotoğrafını gösteririm. 

     Gül, dağıtır beni. Hamsiden başka balık, gülden başka çiçek görmemiş gibiyim. 

     Komşumuzun kızı Songül, bizim Devrekliye gidince de çok üzülmüştüm. O kadar kızın içinden kala kala o kalmıştı bir tek. O şen ses gidince bir boşluk kalmıştı çevrede. 

    İşte böyle! 

     Sana çiçeksiz geleceğim, çiçeğe çiçek gerekmez, yalanını uydurup. O son gül, yürüsün dikenlerin üstünde değil mi? 

     Yunus havasına özenen adamdan ne beklenir ki zaten! 

      Bir gün, AZ ÇORBA AZ PİLAV ÜSTÜ AZ KURU ile karşında olacağım, beni doyuranı gör diye! Duvarın üstündeki gül gibi, gül diye! 

     Güldükçe güller açarmış, derler. Buna inandım.